Haber

Erdoğan: 50+1 değişmeli, en çok oyu alan kazanmalı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya ziyareti dönüşü uçakta bir grup gazetecinin gündemine ilişkin soruları yanıtladı.

50+1 sisteminin partileri yanlış yollara sürüklediğini belirten Erdoğan, çoğunluğu alan adayın seçilmesi usulünün benimsenmesi gerektiğini söyledi.

İsrail’in Netanyahu’dan kurtulması gerektiğini söyleyen Erdoğan, İsrail’in nükleer silahlarının denetlenmesi çağrısında da bulundu. Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

TERÖRİZLE MÜCADELE KARARLILIĞIMIZI AÇIKLADIK: Böylece Almanya Başbakanı Sayın Olaf Scholz’un davetine icabet ederek Almanya gezimizi tamamladık. Ziyaret çerçevesinde Başkan Frank-Walter Steinmeier ve Şansölye Olaf Scholz ile detaylı görüşmelerde bulunduk. Ayrıca heyetlerimizin katılımıyla yemekli toplantı gerçekleştirildi. Türkiye-Almanya ilişkilerini çok geniş bir çerçevede ele alıyoruz. 60’lı yıllardan bu yana devam eden bir süreç sonucunda Almanya, 5 milyona yakın nüfusu olan bir ülke haline geldi. Şu anda Almanya ile ikili ticaret hacmimiz 45 milyar doları aştı. Bu yılın sonuna kadar 50 milyar dolar hedefine ulaşmayı öngörüyoruz. Bu hedefe ulaşıldığında yeni hedefimiz 60 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmak olacak. Şu anda ülkemizde 8 binin üzerinde Alman menşeili firma faaliyet gösteriyor. Turizm kısmına baktığımızda Almanya, Rusya ile yarış halinde olup, ülkemize gelen ziyaretçi sayısında ilk sırada yer almaktadır. Geçtiğimiz yıl 5,6 milyon Alman vatandaşını Türkiye’de ağırladık. Halklarımız arasında da güçlü ilişkiler var. Sayısı 3,5 milyona yaklaşan Türk toplumu, Almanya’nın ekonomik, sosyal ve kültürel hayatına önemli katkılar sağlıyor. Ziyaretimiz, temel ilişkilerimizde yeni bir sayfa açılması, ikili ve bölgesel işbirliğimizin geleceğe taşınması açısından büyük önem taşıyor. Görüşmelerimizde ikili ilişkilerimizin ekonomik, ticari ve insani boyutlarının yanı sıra güvenlik ve savunma sanayii başta olmak üzere birçok alanı değerlendirme fırsatı bulduk. Terörle mücadele konusundaki kararlılığımızı ve Almanya’dan güvenlik alanında daha yakın işbirliği beklediğimizi kendilerine anlattık.

AB’NİN ÖNYARILI TUTUMU DEVAM EDİYOR: Avrupa Birliği’ne üyelik sürecimizin canlandırılması, vize muafiyeti ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konularında olumlu gelişmeler beklediğimizi muhataplarımızla paylaştık. Ama ne yazık ki Avrupa Birliği’nin ülkemize yönelik önyargılı tutumu devam ediyor. Son olarak Avrupa Komisyonu’nun “2023 Türkiye” raporunda bunu bir kez daha gördük. Öte yandan karşılıklı yatırımların teşviki de gündemimizdeydi. Yatırımların artması için gerekli desteği vermeye hazır olduğumuzu ifade ettik. Enerji, çevre, iklim değişikliği, dijital dönüşüm ve yeni teknolojiler gibi işbirliğimiz için gelecek vaat eden alanlara odaklanma konusunda mutabakata vardığımızı gördük.

FİLİSTİN’İ YOK ETME ANLAYIŞI HAKİMDİR: Görüşmelerimizde Gazze konusuna da yoğun bir şekilde yer verildi. Bunu aslında basın toplantısında da gördünüz. Bu noktada maalesef hem Cumhurbaşkanı’nın hem de Şansölye’nin sıkışıp kaldığı nokta esas olarak Hamas’ın durumudur. Bu konuda Hamas’ın 7 Ekim’de attığı adımın suçlusunun Hamas olduğunu düşünüyorlar. “Siviller öldürüldü, bu oldu, bu oldu” diyorlar. Biz onlara tam tersini söyledik. İsrail’in bir terör devleti olduğunu açıkça ifade ettik. “Filistin’de ne yazık ki 13 bin çocuk, kadın ve yaşlı öldürüldü. Bunları görmüyorsunuz. Sen bunları bir kenara bırak. Ama siz bize İsrail tarafındaki 100-200 kişinin ölümünü tablonun özeti olarak anlatmaya çalışıyorsunuz.” dedik. Maalesef bulgularında yanlış bir odaklanma var. Burada da Ukrayna siyasetini tam olarak uyguluyorlar. Ukrayna’da yaptıklarının aynısını İsrail’de de yapıyorlar. “İsrail’in haklı olduğunu söylediklerini, silah olsun, para olsun her türlü imkânı sınır tanımadan buraya aktardıklarını görüyoruz. Başbakan da basın toplantısında bunu söyledi. “Bu bizim görevimiz, İsrail’e bu maddi desteği, bu silah desteğini sağlıyoruz.” söz konusu. Toplantımızda da bunu tekrarladı ve “Bu desteği vermemiz lazım. İsrail savunma pozisyonunda” dedi. dedi. Sonuç olarak İsrail’in yaptıklarını meşru müdafaa olarak kabul ediyorlar, Filistin direnişini meşru müdafaa olarak görmüyorlar. Zaten orada ne kaldı? Gazze halkını kuzeyden güneye sürüklediler. Havadan, denizden, karadan her taraftan bombalıyorlar orayı. Theodor Herzl ile başlayan ve bugün de devam eden bölgede hakim olan zihniyet, o topraklardaki Filistinlileri yok etmek, ortadan kaldırmaktır.

‘Dünya Gazze’ye sırt çevirse de biz onların yanında olmaya devam edeceğiz’

‘Türkler bekleniyor’ perspektifiyle sürdürdüğümüz dış politikamızın son atılımı, kanser hastalarının tedavi için Gazze’den Ankara’ya getirilmesi oldu. Dünyada bunu yapan tek ülke biziz. Yani bunlar Mısır üzerinden başka bir ülkeye gönderilen ilk hastalar… Gazze için atacağımız yeni adımlar neler?

Gazze için birçok adım atıyoruz ve bunlardan ilki sağlık alanında attığımız adımlardır. 27 kanser hastasını ülkemize getirmek bu işin sadece bir kısmı, yoksa hasta sayısı çok fazla. Aslında ameliyat olması gereken yüzlerce insan var ve onları şu anda çıkaramıyoruz. “Hastanelerimiz müsait. Yeter ki biz çıkaralım, onlar izin versin. “Onları alalım, hastanelerimizde tedavi ettirelim ve gönderelim.” Biz ülkeler arasında bir ülke, ülkeler arasında bir ülke değiliz. Yüreğimiz, coğrafyamız geniş.

Gıda, ilaç, su gibi temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik hava ve deniz sevkiyatlarımız sonucunda bölgeye büyük miktarda yardım ulaştırdık. Gazze’ye siyasi alanda destek verme ve uluslararası toplumda farkındalık yaratma çabalarımız hız kesmeden devam ediyor. Gazze için atılacak en güzel adım ateşkesin bir an önce sağlanmasıdır, önceliğimiz ateşkesle kalıcı barışın sağlanması olacaktır. Ateşkes sağlanırsa İsrail’in sebep olduğu yıkımın telafisi için ne gerekiyorsa yapacağız. Gazze’de hasar gören altyapının yeniden inşası, yıkılan okulların, hastanelerin, su ve elektrik tesislerinin yeniden inşası için çaba göstereceğiz. Ateşkes sağlandıktan sonra Gazze halkının yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve umutlarının yeşermesi için elimizden geleni yapacağız. Dünya Gazze’ye sırt çevirse de biz Türkiye olarak mazlumların yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz.

İsrail’in tehdidine rağmen Gazze’deki Refah Sınır Kapısı’nın yardım dağıtımını açık tutması mümkün müdür? Başta Mısır olmak üzere bölge ülkelerinin bu konuda teşvik edilebileceğini düşünüyor musunuz?

Şu anda Mısır biraz cesaret gösteriyor. Refah sınır kapısının açık tutulması son derece önemli. Gazze’yi ayakta tutan, oradaki sivilleri ayakta tutan bir can simidi haline geldi. Yardımlarımız sınırlı da olsa oradan kardeşlerimize ulaşıyor. İsrail bu yardımı engellemeye, Gazze’yi açlığa ve susuzluğa mahkûm etmeye çalışıyor, zaman zaman yardımların geçişini de engelliyor. Ama pes etmiyoruz, uluslararası yardım kuruluşlarını ve Birleşmiş Milletleri devreye sokuyoruz ve istediğimiz ölçüde olmasa da yardımlarımızı sağlıyoruz. Gazze’yi yaşatmaya devam edeceğiz. Engellere rağmen bunu yapacağız. Başta İslam ülkeleri olmak üzere tüm dünyanın bu yardım için seferber olması gerekiyor.

‘İSRAİL’İN NÜKLEER SİLAHLARI DENETLENMELİ’

Türkiye’nin çabaları sayesinde İsrailli yetkililerin tehdit olarak öne sürdüğü nükleer silahların araştırılarak dünya gündemine getirilmesine ilişkin madde İslam İşbirliği Teşkilatı’nın bildirgesinde yer aldı. Netanyahu da bundan rahatsız oldu ve “Çıkarlarınızı korumak istiyorsanız sessiz kalın” diyerek Arap liderlerini tehdit etti. Grup toplantısında da ‘Atom bombası var mı yok mu?’ diye soruyorsunuz. sen sordun. Netanyahu bu soruya cevap verebilecek mi? Değilse Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun tezleri incelemesini sağlamak için nasıl bir yol izlenebilir?

Şu ana kadar binin üzerinde avukat bu savaş suçlarının sorgulanması ve soruşturma açılması için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurdu ve bu başvurular devam ediyor. Bu onun bir parçası. Öte yandan İsrail, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’na taraf değil. Parti olmadığı için öncelikle kendi kurallarına tabi değildir. Ancak üye ülkelerin nükleer güvenlik adına Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na başvurup izleme sistemi talep etme imkanları bulunuyor. Şimdi onu aktif hale getireceğiz. Orada meclisi toplayacaklar ve bu taleple ilgili bir karar verecekler. Bu işlem biraz zaman alacak. Komitenin kararını Atom Enerjisi Ajansı’nın en üst organı olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne göndermeleri gerekiyor. ABD’nin İsrail’in yanında yer alması ve bu konuyu veto etmesi mümkün. Ancak bu konunun orda tartışma konusu haline gelmesi bile muazzam bir durum. İsrail’le ilgili ilk kez resmi kayıtlara böyle bir uygulama geçiyor. Bunun iyileştirilmesi bölgedeki stratejik çıkarların dengelenmesi açısından çok önemli bir konudur. Buradan baskı yapmaya devam edeceğiz. Biz Türkiye olarak bu çağrıyı yapıyoruz. Çok geç olmadan İsrail’in nükleer silahları şüpheye yer bırakmayacak şekilde denetlenmelidir. Bu konunun takipçisi olacağız. Tüm dünya kamuoyunu bundan vazgeçmemeye davet ediyorum.

‘İnşallah İSRAİL NETANYAHU’DAN KURTULUR’

Sayın Başkan, Netanyahu’ya ‘gitmelisiniz’ dediniz. Netanyahu’ya ne olacak? Netanyahu açısından gelişmeler ne gösteriyor?

Gidecek olan Netanyahu’dur, biz kurtulduk. İnşallah İsrail bundan kurtulur ve tüm dünyadaki Yahudiler de kurtulur. Şu anda kendi ülkesinde halkın yüzde 60-70’i Netanyahu’ya karşı. Çünkü hem ülkesine hem de dünyaya ciddi bir bedel dayatıyor. Şu anda herkes onu silahla, parayla besliyor ama bu durum onu ​​destekleyen ülkelere bir bedel ödetiyor. Yeter ki biz güçlü olalım. Biz güçlendikçe bu durum Allah’ın izniyle çok daha farklı bir biçimde gelişir. Buna inanırsak sorun olmaz. İsrail yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanacağına dair pek çok delil var. Eğer İsrail’in işlediği savaş suçlarını Müslüman bir ülke işlemiş olsaydı, uluslararası dava için özel bir çabaya gerek kalmayacak ve süreç resen başlatılacaktı. Bu suçların önyargısız cezalandırılması için elimizden geleni yapacağız. Herkes İsrail’in kötülüklerinden vazgeçse bile biz bırakmayacağız.

Sayın Başkan, maalesef yine bir hastaneyi vurdular, Şifa Hastanesi’nden bahsediyorum. Baskın yaptılar ama karargah olduğunu söylediler. Üstelik buna Amerika’nın kolektif zekası deniyordu. Daha da kötüsü Netanyahu bir açıklama yaptı: “Giremezsiniz dediler, biz de girdik.” Bütün bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? Üstelik hastanede herhangi bir ağır silah da bulunamadı. Oradan 7-8 tüfek dışında hiçbir şey çıkmadı. Herhangi bir karargâh falan olmadığı görüldü. ABD’nin de bu istihbaratı hastanenin bombalanmasına izin vermek için kullandığı ortaya çıktı. Bütün bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Unutmayın, ABD kitle imha silahları yalanıyla Irak’ı işgal etti. Maalesef bu dezenformasyonun hemen çürütülmesi mümkün olmadı. Mesela bugün İsrail, birçok yalanla kendi işgalini ve saldırganlığını meşrulaştırmaya çalışıyor. Bugün Gazze’de işledikleri savaş suçlarını uydurma bahanelerle örtbas etmeye çalışıyorlar. İsrail bu hataları bilmeden veya kazara değil, bilerek yaptı. Bütün katliamlar planlandı, kadınların, erkeklerin, çocukların nerede, nasıl öldürüleceği tek tek planlandı.

İsrail bırakın tüfekleri, tanklarla, toplarla hastaneye giriyor. Halen hastanenin altında tünel arıyorlar. Bütün bunların saçmalık olduğu ortaya çıktı.

7 Ekim’den bu yana özellikle İsrail’de devlet ve hükümet yetkililerinin kasıtlı olarak yalan söylediğini ve bu yalanı sosyal medya kullanıcıları üzerinden değil kendi basın açıklamaları aracılığıyla yaymaya başladıklarını defalarca gördük. Yetkililer artık panik içinde dezenformasyona kucak açıyor.

7 Ekim’den itibaren İletişim Başkanlığımız bünyesindeki Dezenformasyonla Mücadele Merkezi aracılığıyla İsrailli yetkililerin söylediği yalanları hızla açığa çıkarıyor, gerçekleri paylaşıyor ve bunu hızla uluslararası medyaya aktarıyoruz. Böylece İsrail’in maskesini düşürüyoruz. Dolayısıyla İsrail üzerinde ciddi bir uluslararası baskı var. İsrail’in söyledikleri artık medyada hızla yayılamaz. Çünkü İsrailli yetkililerin paylaştığı ve söylediği 100’den fazla yalanı uluslararası medyada haber olacak şekilde doğrudan ortaya çıkardık ve bu süreç devam ediyor. Dolayısıyla İsrail’in zaman zaman uyguladığı prosedürü, çoğunlukla kapalı aktörler, satın aldığı bir grup gazeteci aracılığıyla artık bizzat uyguladığını, bununla aktif ve etkin bir şekilde mücadele edilmesi gerektiğini gördüğümüz için bu çabayı gösteriyoruz. gerçek kanallar.

Sorum bugün ortaya çıkan mektupla ilgili. İsrailli rehinelerin aileleri size seslendi. İnsani müdahale yapmanız mümkün mü? Rehinelerden haber alma, hatta onları kurtarma noktasına geldik.

Hamas’ın elinde bulunan İsraillilerin ailelerinin bana yazdığı mektupta, onların yakınlarının serbest bırakılmasına müdahale etmemiz talep ediliyor. Ne İsraillilerin ne de Filistinlilerin esir tutulmasını istemiyoruz. Daha önce de belirttiğim gibi Hamas’ın bu insanları bırakmaya niyeti yok. Aslında “Bunu burada bırakacağız” diyorlar. İstedikleri, İsrail tarafından hukuka aykırı bir şekilde alıkonulan, aralarında küçük çocukların, anne ve babaların da bulunduğu tutukluların serbest bırakılmasıdır. Düşünün, İsrail yönetimi o kadar insanlık dışı ki 5 yaşındaki çocukları tutukluyor. Anladığımız kadarıyla Hamas’ın elindeki rehinelerin bir kısmı İsrail’in sivil katliamlarından etkilenmiş. İşin bir başka tarafı daha var. İsrailli aileler bize bu şekilde ulaştıklarından beri kendi hükümetlerinden umutlarını kestiler. İsrail’in Gazze’de bugüne kadarki tutumu aslında kendi vatandaşları dahil oradaki herkesi katletmek yönündedir. Bu konuyla ilgili İstihbarat Teşkilatımızı devreye soktuk, şu anda bu konuyu araştırıyorlar. Sonuç almak için çalışıyoruz. Peki ya sonuç alabilirsek?

‘BÜTÜN DÜNYA TÜRKİYE’NİN NE DEDİĞİNE BAKIYOR’

Türkiye gibi bir ülke, sizin gibi Filistin sorununu bu kadar savunan bir lider var mı? Benim ve bizim gibi bu işe kendini adamış olduğunu söyleyebileceğin biri var mı?

Herkes elinden geldiği kadar bir şeyler yapmaya çalışıyor. Türkiye’nin bu haklı davaya tam desteği, Filistin’in sesinin duyulmasını sağlıyor. Tarihsel sorumluluğumuzun bilincindeyiz ve buna göre hareket ediyoruz. Niyetimiz temiz olduğu için ortaya koyduğumuz tezler haklı çıktıkça prestijimiz de artıyor.

Bu prestijin sonuçlarını son olarak İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği’nin ortak zirvesinde bir kez daha gördük. Bizim öneri ve tezlerimiz Tepe’nin sonuç bildirgesini şekillendirdi. Bunu son derece değerli buluyorum. Artık bütün dünya Türkiye’nin hemen her konuda ne söylediğine bakıyor. Milletimizden aldığımız güçle Türkiye’nin itibarına yakışır hamleler yapıyoruz. Gür sesimizin asıl desteği arkamızda dimdik duran milletimizin inancı ve sarsılmaz desteğidir. Biz bu millete söz verdik, dimdik ayakta kalacağımızı söyledik. Bu ülkenin ve kardeşlerinin itibarını, onurunu asla zedelemeyeceğiz ve onu her yerde en güçlü şekilde savunacağız.

Avrupa Birliği ülkelerinin özellikle Gazze konusunda gelecekteki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Çünkü Avrupa başkentlerinde kitle hareketleri her geçen gün artıyor.

Avrupa Birliği ülkelerinin tavrını göreceğiz. Almanya Başbakanı Scholz’a da söyledim. Berlin’de gösteriler vardı. Fransa’da var. İngiltere’de var. Amerika’da var. Kefenleri getirip Beyaz Saray’ın önüne koydular. Sanırım bunlar dünyaya bir mesaj veriyor. Scholz’a “121 ülke insani ateşkese ‘evet’ diyor” dedi. Maalesef çekimser kalanlar arasında 40 ülke var. “Seni de onların arasında gördük ve buna üzüldük.” Söyledim. Bu nedenle yapacağımız yeni nesil çok değerli. Belki bu alanda hareket edeceğiz, belki telefon diplomasisine devam edeceğiz ama bu takibi sürdüreceğiz. İsrail’in barbarlığı, orantısız güç kullanımı ve pervasızlığı artık birçok ülke tarafından eleştiriliyor.

‘Türkiye TÜM GÜCÜNÜ İNSAN ONURU İÇİN KULLANIYOR’

Bildiğiniz gibi İsrail’in zulmü ortadadır. Netanyahu’nun bu yöntemleri açıklama şekli ise ilginç kehanetlerden geçiyor. Onun için geçenlerde “Biz güçlü olmazsak bu topraklarda yaşamamıza izin vermezler” dediniz. Çok önemli bir açıklamaydı. Son dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerimizden, MİT’ten, İçişleri Bakanlığımızdan, Emniyetten çok yönlü, çok boyutlu operasyonlar görüyoruz. Türkiye bölgesel ve küresel olarak neye hazırlanıyor?

Karabağ’da ne hazırladıysak, Libya’da ne hazırladıysak, Türkiye’de terörle mücadelede terörü fiilen ortadan kaldırmışsak, çok şükür, güçlü bir ordumuz, herhangi bir çatışma durumunda güçlü bir polis gücümüz varsa. bir gün bizim de başımıza gelebilir, kimse kalkıp bir şey söylemez. Bizimle kavga edemez. Buna her zaman hazır olmamız gerekiyor. Şu anda insansız savaş uçakları bizim en güçlü alanımızdır. Ayrıca donanmada iyi bir yerdeyiz. Aslında karada çok rahatız Allah’a şükür. Karada NATO ülkeleri arasında şu anda beşinci sıradayız. Özellikle komando kuvvetlerimiz oldukça yeterli ve daha da uygun olacaktır. Burada uzlaşmamız mümkün değil. Türkiye, her zaman bahsettiğimiz Türkiye Yüzyılı’na, daha güçlü bir geleceğe hazırlanıyor. Coğrafyamızdaki olayları yakından takip ediyorsunuz, bu bölgede güçlü olmamız lazım. Osmanlı’nın son dönemlerini hatırlayın lütfen. İktidardan düştüğünde her cepheden saldırılar arttı ve bir dünya imparatorluğu çöktü. Biz tarihimizden ders aldık, almaya da devam ediyoruz. Türkiye güçlü duruşuyla varlığını sürdürebilmesi için öncelikle caydırıcı olacaktır. Bunun için her alanda gelişme şarttır. Sadece silah değil teknoloji de üretmeliyiz. Dostlarımızı üzmemek, düşmanlarımızı sevindirmemek için çok çalışmalı ve başarılı olmalıyız. Hiçbir ülke endişelenmesin. Çünkü büyük ve güçlü bir Türkiye, dünya barışına hizmet eder. Bunu defalarca kanıtladık ve aynı doğrultuda ilerlemeye devam ediyoruz. Kimsenin şüphesi olmasın. Dünyanın vicdanlı ve şefkatli yüzü Türkiye, gücünü ve tüm kaynaklarını insanlık onuru için kullanıyor.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis sizinle görüştükten sonra ‘Türkiye ile işbirliği şart’ şeklinde bir açıklama yaptı. Önümüzdeki günlerde Yunanistan’a gideceksiniz. Sorunların analizinde ve işbirliğinde sürpriz adımlar olacak mı?

Bunları düzenleyeceğimiz işbirliği konferansında konuşacağız. Umarım aynen dediği gibi olur ve Yunanistan ile bağlantılarımız daha uygun noktaya gelir. Umuyorum ki yeni bir süreç başlatacağız. Düşmanları azaltıp dostları çoğaltmak istiyoruz, inşallah bu adımı atacağız. Bölgenin iki değerli ve komşu ülkesi olarak çıkarlarımızın aynı yönde olması son derece normaldir. Bazı konulardaki görüş farklılıklarımızı diyaloğa öncelik vererek çözebiliriz. Bölge ülkeleri olarak soruna kâr ve pazar mantığıyla yaklaşan üçüncü ülkeleri sürecin dışında bırakırsak çözemeyeceğimiz bir sorunumuz yok.

Milli Savunma Bakanı Eurofighters’ın ilginizi çekebileceğini söyledi. Bugünkü basın toplantısından sonra düşünceleriniz neler?

Berlin’deki ikili basın toplantımızda bu konuyla ilgili medya mensubunun bize neler anlattığını gördünüz. Bu onların görüşü. Ancak şansölye bu konuya hiç girmedi. Yani Eurofighter’ı verip vermeyeceğimiz konusunda yorum yapmadı. Cevabımızı zaten açıkça verdik. Bu uçakları bize verirlerse verirler ama vermezlerse çalabileceğimiz bir kapı yok mu? Çok fazla. Peki S400’den önce hava savunma sistemlerinde ne gibi adımlar atılmıştı biliyor musunuz? Amerika sağlaması gereken hava savunma sistemlerini sağlayamadı, biz de Rusya’dan S400 aldık. Şu anda S400’lerimiz var. İnşallah çok daha güçlü bir şekilde yolumuza devam edeceğiz. Kendi silahını üreten ve kullanan bir ülke olma yolunda ilerliyoruz. Savaş uçağı ihtiyacımızın kalıcı olarak karşılanması yönünde adımlar atıyoruz.

Almanya, FETÖ terör örgütünü hâlâ ‘Gülen hareketi’ olarak görüyor. Dolayısıyla MİT, Adil Öksüz, Zekeriya Öz, Cevheri Güven gibi polis gizli imamları, yüzlerce hakim, savcı, toplamda 50 bine yakın FETÖ’cü bu ülkeyi üs ve karargah olarak kullanıyor. Bu gelişmelere ilişkin mücadele süreci nasıl olacak?

Bu ülkelerle yaptığımız her görüşmede onlara PKK/YPG dahil tüm bu terör örgütlerinin kendi ülkelerindeki örgütlenmesini anlatıyor, FETÖ’yü anlatıyoruz. Ancak tüm bunlara rağmen bazı ülkeler olumlu yanıt veriyor ama genel anlamda hepsi bizim söylediklerimizi görmüyor, duymuyor.

İstihbaratımız bu konu üzerinde çalışıyor. Milli İstihbarat Teşkilatı uzun süredir yurt dışındaki kurye, torbacı, alt kademeleri terk ederek örgütün üst kademesindeki nitelikli hedeflerine yöneldi. En son 25 yıldır etkisiz hale getirdiğimiz PKK terör örgütünün ideolojik yapısını yöneten bir kişiydi. Yani örgüte katıldığı 80’li yıllardan bu yana ve 25 yıl boyunca örgütün ideolojik yapılanmasını şekillendiren ve yöneten kişidir. Bunlar bu açıdan değerlidir; PKK’nın sahadaki askeri kanadından daha değerli olan ideolojik örgütlenmesidir. Çünkü yanlarında personel alıyorlar. Bir ağ oluşturmak ve organizasyonu canlı tutmak her zaman onların işidir. Nötrleştirilen bu kişi en önemli unsurlardan biriydi. Bu durum organizasyonda büyük bir çöküşe neden olur. Çünkü elinde silah olan birini etkisiz hale getirdiğinizde onun yerine birileri geçiyor ama 25 yıllık ideolojik örgütsel hafızaya sahip birini etkisiz hale getirdiğinizde çok büyük bir boşluk oluşuyor. Almanya’da bir girişimde bulunduk. Kendileriyle Almanya konusunda görüştük ve muhataplarımıza taleplerimizi ilettik. Örgütsel faaliyetler açısından dağılmaya başladılar. Almanya’da daha önemli bir varlıkları var. Biz onların peşinden gidiyoruz.

’50+1 YÜKÜMLÜLÜĞÜ TARAFLARI YANLIŞ YOLA GÖTÜRÜYOR’

Yeni ve sivil bir anayasaya vurgu yapıyorsunuz. Meclis aritmetiği referandum sınırları içerisindeyse, örneğin yerel seçimlerde vatandaşların da referandum sandıklarına gitme ihtimali var mı? Ayrıca son seçim öncesi bir yayında ’50+1 değişecek mi?’ diye sormuştunuz. Diye sordum. Siz de değişimden yana olduğunuzu belirttiniz. Hala aynı fikirde misin?

50+1 kuralının değiştirilmesine tamamen katılıyorum, yerinde olur. Adayın çoğunluk ile seçilmesi yöntemi benimsendiği takdirde Cumhurbaşkanlığı seçimi hızlı olacak, sıkıntı yaşanmayacak ve yanlış yollara sürüklenmeyecektir. Şu anda 50+1 zorunluluğu tarafları yanlış yollara sürüklüyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Altı yok, on altı masa yok… Sırada daha neler çıkacak kim bilir? Ancak oy sayısına göre “en çok oyu alan aday seçilir” denildiğinde seçim hızla tamamlanıyor. Öte yandan bizi en çok rahatsız eden şey, mevcut anayasamızın ortasında darbeci zihniyet ruhunun dolaşmasıdır. Üstelik dünya 1980’lerden bu yana çok değişti. Her ne kadar bu değişiklikler anayasa metnine yansıtılmaya çalışılsa da bu durum anayasamızın metin bütünlüğünü bozmuştur. Türkiye’yi çağın gereklerine tam anlamıyla uygun, sivil, kapsayıcı, yeni bir anayasaya kavuşturmak, gerçekleştirmeyi arzuladığımız en değerli hedeflerimizden biridir. Birkaç kez Meclis’te yeni anayasa çalışmalarına başladık ama muhalefetin engellemeleri ve verdiği sözleri yerine getirememesi nedeniyle hep yarım kaldı. Sözümüzün arkasındayız, milletimize hak ettiği sivil anayasayı vereceğiz. (HABER MERKEZİ)

haber-sulusaray.xyz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu